Tarihçi ve eğitimci Hasan Köse, iktidara gelen parti ile devlet arasındaki ilişkiyi ele aldı. Seçim kazanan bir partinin hükümet kurarak kendi programını kamu politikasına dönüştürmesinin doğal olduğunu, ancak devletin personelinin, kaynaklarının ve kurumlarının parti örgütüne bağlanmasının “parti devleti” yapısını ortaya çıkardığını söyledi. Bu sınırın aşınması halinde hükümetin devlet gücünü kendi siyasal devamlılığı için istismar edebileceğini ifade etti.
Köse, kadrolaşmanın her biçiminin aynı olmadığını vurguladı. Siyasal karar mekanizmasının üst düzeylerinde belirli bir siyasal uyumun anlaşılabilir olduğunu, ancak hiyerarşide aşağıya inildikçe uyumun azalması ve teknik görevlerde tamamen ortadan kalkması gerektiğini belirtti. Anayasa’nın 70. maddesindeki “görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemez” ilkesine dikkat çekti. Partizan kadrolaşmada “bu işi en iyi kim yapabilir?” yerine “bizim çevreden bu işi en iyi kim yapabilir?” sorusunun öne çıktığını, bunun da devletin toplumun tamamındaki yetenek stokundan vazgeçmesi anlamına geldiğini kaydetti.
Köse, daha ağır bir bozulmanın ise kamu kadrolarının dağıtımının cemaatlere, tarikatlara ve hemşehrilik ağlarına bırakılması olduğunu ifade etti. Bu durumda kamu görevlisi ile devlet arasındaki hukuki bağlılığa ikinci bir sosyal sadakat ilişkisinin eklendiğini; devlet hiyerarşisinin yanında ikinci bir kariyer ve sadakat merkezinin oluştuğunu söyledi. Teknik liyakat ile örgütsel sadakatin birleşmesinin kapalı bir ağın devlet içindeki kapasitesini güçlendirebileceğini belirterek Anayasa’nın 129. maddesindeki sadakat vurgusunun bu nedenle önemli olduğunu aktardı.
Haberler.com’da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve haberler.com’un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.



